Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır başlıklı yazımı yazarken, çok duygulandım. Genç yaşında iki kez incitilmiş bir kızın çektiği acılar içimi bir kez daha acıttı.
Ağladım o yazıyı yazarken.
Büyük bir duygu yoğunluğu yaşadım.
Sanki yıllar fışkırdı anılarımdan.
Okul yıllarım.
Kız Lisesi
5-C sınıfı.
6-Fen sınıfı
Resim Hocam Rıza Hiti
Çok güzel resim yapardım. Çok takdir ederdi hocam beni. Matisse’i kopyaladım
1. Dönem, 5-C Sınıfında.
Ana kalorifer boruları geçerdi sınıfımızın içinden, üstelik alt katta mutfak vardı, gündüzlü öğrenciler için. Çok sıcak olurdu, pencereler açıktı daima ama gene de sıcak olurdu. Hocamız bizi sıkmazdı hiç, derslerimiz ağır olduğu için acırdı. O devirde Kız Lisesi için; “boğulursan büyük denizde boğul” derlerdi.
Çok iyi bir insandı, hocam Rıza Hiti.
Çok şık giyinirdi.
O devirde, çok cepli ceketler giyerdi, tek ceketler, cepleri kapaklı. Kendisi çizerdi modellerini, diktirirdi.
O devirde hazır elbise yoktu.
2. Dönem köprü resimleri yaptım. Köprülere özel bir merakım vardı. Bütün köprüler benim olsun isterdim.
Ama olamazdı.
Öyle dururlardı yerlerinde.
Yıllar sonra, ben hala köprüleri düşünürdüm, ta ki o filmi görünceye kadar. Filmin erkek kahramanı köprüleri fotoğraflayan bir gazeteci idi.
Kadın ise, evli ve mutsuz.
Yalnız, benim gibi.
Aşık oldu o gazeteciye. Takıldı kaldı adama. Onunla gidecekti ama yapamadı. Cesaret edemedi, zincirlerini kırmaya.
Filmin son sahnesi.
Bir araba ve içinde onlar. Kaçıyorlar ama adam kadının kararsızlığının farkında. Yavaş sürüyor arabayı, ona vazgeçme fırsatı tanımak için. Kadının eli, arabanın kapı kolunda. Kırmızı ışıkta duruyorlar. Kapıyı açıp iniyor kadın ve final.
Film bitti.
Hayalleri bitti.
Ne filmin adını hatırlıyorum ne de oyuncuların kim olduğunu. Erkek oyuncu Clint Estwood olabilir. Kadın da, onu hatırlayamıyorum.
6-Fen sınıfı.
Teknik resim okudum o yıl.
Fen kolunda teknik resim okunurdu.
Yine hocam Rıza Hiti’ydi. Yine başarılı bir öğrenciydim. Yine hocam çok iyiydi. Biz gençlerin halinden anlardı. Kestane yerdik sınıfta, gazoz içerdik, kızmazdı. Arkadaş gibiydik ya da abi-kardeş gibi.
Okul bitti, ben evlendim. 5 yıl sonra hocamı gördüm sokakta. Meğerse çok yakın oturuyormuşuz, bağırsan duyulacak gibi.
Bir gün onu ziyarete gittim.
Karısıyla tanıştım, baldızıyla da; onlarla birlikte oturuyormuş o da. İkisi de gecelikleydi, berbat görünüyorlardı, pasaklı. Saçları, başları dağınıktı yataktan kalmıştan beter. Hocamsa her zamanki gibi şıktı.
Kendi yıkar, ütülermiş giysilerini, o gün öğrendim.
Ve o gün anladım, neden bizimle o kadar mutlu olduğunu. Evinde aradığını bulamamıştı, okul onun sığınağıydı. O gün bana, “zincirlerimi kıramadım” dedi. Bir daha onu görmeye gitmedim. İçim acımıştı. Çok gençtim, kimseye faydalı olmadığın, yardımcı olmadığın umursamaz yıllarımdı, unuttum. Kısa süre sonra hocamın öldüğünü duydum.
Filmdeki kadın gibi zincirlerini kıramamış, gitmeyi tercih etmişti.
Çok üzüldüm tabi ama yine unuttum. O kadar tempolu bir yaşamım vardı ki: Kendimin bile farkında değildim.
Ta ki o filmi görünceye kadar, beni çok etkileyen. Hocamı hatırladım yine. Artık olgunlaşmış, paylaşıma hazırdım ama hocam gitmişti. Onu teselli edemezdim, parça, parça yaşamı için.
Film hakkında, hocamız hakkında bir arkadaşımla konuştuk uzun, uzun; aynı okuldan, voleybol takımından bir arkadaşımla, onun da hocasıydı Rıza Hiti.
Adı Neşe Kor.
Ersin Kor’un karısı, genç-dul karısı.
Onunla hala görüşüyoruz.
Filmin adını belki o hatırlar, oyuncuları da. Ben hatırlamıyorum çünkü benim için konu önemliydi, zincirlerin kırılması önemliydi.